Friday, September 9, 2011

PRAG*

Prag'tan bina manzaralari
Dans eden bir cifti andirigi icin dancing house olarak adlandirilan, Frank Gehry'in mimari oldugu modern bina
Prag'dan bina manzaralari
Prag; yazarlara, sairlere, bestecilere ilham vermis, Hitler’i bile etkileyerek, II. Dunya Savasi’ndan bombalanmadan cikmis, Vltava nehrinin ikiye boldugu, kulelerin, arnavut kaldirimlariyla bulustugu, Bohemia’nin hep sisler icerisinde hayal ettigim sehri. Ya yukaridan o muhtesem guzellikteki silueti sehre kazandiran kulelerden seyretmek gerek bu sehri, asagiya bakarak, ya da arnavut kaldirimlarina takilmayi goze alip yukarilara bakarak hep. Muhtesem guzellikteki art nouveau binalar ve turunun en guzel orneklerinden barok kiliseler kendilerine yukaridan bakan gotik kuleler ile birlesince insanin kendisini buyulu bir masal dekorunda hissetmemesi mumkun degil ancak sag tarafa baktigin icin kacirdigin sol taraftaki binanin, mesela, Mozart’in ‘Don Giovanni’ eserinin dunya promiyerinin gerceklesmis oldugu bina olma olasligi da var burada. Sirf bu yuzden olmasa bile sehri sindirmek icin biraz da tekrar tekrar gecmek lazim sokaklarindan ve koprulerinden Prag’in. Bu bas donduren sehir gezilecek gorulecek yerlerinin bolluguna karsin kucuk olarak adlandirilabilir, bu da rahat bir cift ayakkabi esliginde her yerin yurunerek gorulebilecegi anlamina geliyor elbet. Ince topulari ile salinarak yuruyen guzel Cek kizlarina ozenmeden duz tabanli ayakkabilariniz giydiyseniz size boyle alalim.

Eski Sehir Meydani ve Charles Koprusu:
Charles Koprusu
Eski Sehir Meydani ve Astronomik saati de barindiran Old City Hall
Charles Koprusunden Mala Strana'ya ve St Nicholas Kilisesi'ne bakis
Dunyanin ucuncu en eski ve calisir durumda olan tek astronomik saati
Charles Koprusu kalabaligi
Eski Sehir Meydani ve Our Lady Before Tyn Kilisesi
Eski sehir meydani olarak adlandirabilecegimiz ‘staromestske namesti’ 11.yy’da pazar yeri olarak kullanilirken de bu kadar renkli miydi bilmiyorum ama our lady before tyn kilisesinin, sehrin heryerinden gorunen kulelerinin golgeledigi, kucuk St. Nicholas kilisesine(evet nehrin obur tarafinda ayni isimle bir baska barok kilise daha var), ulusal galerinin bazi sergilerine kucak acan Golz-kinsky sarayina ve bir cok art nouveau guzellige evsahipligi yapan bu meydan gunumuzde gerek kafeleri ve restaurantlariyla gerekse cografyanin kendine ozgu mutfagindan ornekler sunan sokak saticilariyla turistleri gece gunduz cezbeden bir yer. Bunda meydanin hemen kosesinde yer alan ve Charles koprusu ile birlikte, Prag denince insanin aklina ilk gelenlerden birisi olan astronomik saatin de etkisi buyuk sanirim. Saat baslarindaki gosteriyi kalabilaga karsin seyredip, kuleye cikip ayni kalabaliga bir de yukaridan baktiktan sonra Charles koprusune dogru yola cikarsaniz eger oncelikle kendinizi bir insan denizinde bulacaksiniz. Hediyelik esya magazalarinin hemen hepsinde satilan kukla, kristal gibi sehre ozgu hediyeliklerden gozunuz yorulduysa yine buraya ait olan ve once kokusuyla burnunuza sonra da tadiyla midenize hitap eden hamurislerinin satildigi minicik pastane size cennet gibi gelecek. Dilek dilemek icin bahane arayanlari hemen Charles Koprusu’ne alalim. 600 yildir sehrin iki yakasini birlestiriken tarihe de taniklik etmis bu gotik yapinin iki tarafinda siralanmis, dini temali heykeller her ne kadar sadece roproduksiyon da olsa insanlar her birine ayri anlamlar yukleyerek, onlara dokunduklarinda dileklerinin gerceklesecegine inanmaktan vazgecmiyor. Koprunun kendisine bakmaktan sikilmazsiniz elbet ama sehre de buradan gozatmakta bir fayda var. Az once gecmis oldugunuz tarafta kalan ulusal tiyatro binasi gozlere ziyafet sunarken gecmekte oldugunuz taraftaki, sehrin her yerinden size varligini hissettiren st vitus katedralini de icerisinde barindiran prag kalesi muthis bir seyir zevki tattiriyor.

Charles Koprusu ve Prag Kalesi


Prag Kalesi:
Prag Kalesi
St Vitus Katedrali
St Vitus Katedrali
Buyuk bir kismi 16. Yy’da insaa edilmis kale bu gun Cek Cumhuriyeti baskanina evsahipligi yapiyor. Kalede bahcelerden bazilikaya, saraydan zindanlara kadar gezilecek cok yer var. Genel gezinti ucretsiz olsa da tam anlamiyla hakkini vermek istiyorsaniz buranin giriste bilet almanizi tavisye ederim. Ozellikle Golden lane, yasamin bir zamanlar nasil oldugunu gormek icin harika bir firsat ve tabii ki Kafka’nin da bir zamanlar yasamis oldugu, ‘the castle’ eserinin ortaya cikmasina taniklik etmis olan ev de burada bulunuyor (no:22) ve su an yazarin eserlerinin satildigi bir kitapci olarak ziyaretcileri agirliyor. Kaleyi taclandiran yapi ise St Vitus katedrali.Yapimina 1300’lerde baslanan katedral ancak 1900’lerde tam anlamiiyla bitmis. Icerisinde kraliyet mezarligi ve kutsal ruhlar tarindan korunduguna inanilan kraliyet mucevherleri de bulunan katedralin art nouveau camlari, gotik ve renaissancein icice gecmis hali gormeye kesinlikle deger. 96m yuksekligindeki guney kulesi ziyaretcilere acik ve burasi icin ayri bir ucret odemeniz ve nefes nefese kalmaniz gerekse de sonuc muhtesem. Sehrin her yerinden gorunen binanin tam tepesinden manzaraya bakmak kesinlikle herseye degiyor.

Loreto:
Loreto
Loreto (iceriden)
Prag’in ilk barok binalarindan birisi olan bu guzel kilise kompleksi kaleden de yukarida yer aliyor. Icerisinde barindirdigi Santa Casa replikasi, sapelleri ve bahcesi ile bu guzel mimari ornegini gordugunuze pisman olmayacaginizi garanti ediyorum.
Kapi isaretlerine ornekler
Tip:Kaleye ya da Loreto’ya giderken yokus yukari olan yuruyusunuz kolaylastirmak icin, eskiden kapi numaralari yerine semboller kullanilan bu sehirdeki bazi kapi ustu sembollerini arayarak onlari fotograflamayi deneyebilirsiniz.

St Nicholas Kilisesi:
Mala Strana'ya giderken
St Nicholas Kilisesi
St Nicholas Kilisesi
Mala Strana’da bulunan bu guzel kilise barok mimarinin butun ozelliklerini tasiyor. Saat kulesi olarak yapilip sonradan can kulesi olarak kullanilan kulesi ise 1950’lerden itibaren gozlem ve ispiyonlama isleri icin kullanilmis. Kuleye ciktiginizda sehrin dort tarafina birden hakim olabileceginiz camlarin basinda birer asker beklermis hep, orada bulunan gorevlinin anlattigina gore, cunku butun konsolosluklar ve buyukelcilikler en guzel buradan gorunurmus. Kulede komunist zamandan kalma, fotograflar, kayit aletleri, dinleme cihazlari ve gazeteler de bir serge olarak sunulmakta.

Josefov:
Josefov'da bir sokak
Ispanyol Sinagogu
Eski Yahudi Mezarligi
Eski-Yeni Sinagog
Josefov'da Kafka Cafe
Bence bir gununuzu sehrin bu bolgesine rahatlikla ayirabilirsiniz. 13.yy’dan itibaren cok uzun bir sure duvarlar arkasinda yasamaya zorlanmis yahudilerin o zamanlarini gecirdikleri mahalle burasi. Gezinize St Agnes manastirindan baslayabilirsiniz mesela. 1980’lerde restore edilen bu gotik bina su an ulusal galerinin oratcag ve renaissance eserlerine evsahipligi yapiyor. Manastirdan sonra evlerden yayilan muzik seselerinin esliginde mahallenin dar anavut kaldirimli sokaklarinda yuruyerek Spanish sinagog’a varip oradan gezmek istediginiz sinagoglar ve eski yahudi mezarligi icin biletinizi alabilirsiniz. Biletler diger sinagog girislerinde de satiliyor ve uc gun boyunca gecerli. Ben hepsini gezmenizi tavsiye ederim, hepsinin anlatacak hikayesi var cunku. Avrupa’nin faaliyette olan en eski sinagogu olan ve Golem kulturunun dogumuna tanik etmis olan Old-new sinagog, naziler tarafindan ulkenin her kosesinden toplatilarak biriktirilen gumus koleksiyonu ile Maisel sinagog’u, Cek milli marsinin bestecisinin bir zamanlar org calmis oldugu Spanish sinagog, tevrat rulolari ile High sinagog, soykirim aniti haline getirilmis Pinkas sinagog’u ve eski yahudi mezarligina evsahipligi yapan Klausen sinagog’unun ayri ayri dusundurecekleri var mezarligin kendisi ile birlikte.

Wenceslas Meydani:
St Wenceslas heykeli ve Ulusal Muze
Gozalici bir neo-renaissance bina olan ulusal muze ve St Wenceslas’in (iyi kral olarak bilinen, Cek topraklarinin ikinci hiristiyan yoneticisi) heykeli ile sonlanan bu ince uzun meydan sagli sollu birbirinden guzel art nouveau binalari ile insana nereye bakacagini sasirtiyor. Gozleriniz yukarlardayken adimlariniza dikkat etmenizi tavsiye ederim. Bir cok tarihi olaya taniklik etmis olan bu meydan en son 1989’da komunizmin yikilmasinin kutlama olaylarinda da sahne olarak kullanmisti.

Petrin Tepesi:
Petrin yolundan sehre bakis
Deniz seviyesinden 300m yukarida bulunan alan 15.yy’da uzum bagi olarak yasama kazandirildiktan sonra 1800’lerden itibaren halka acik bir park olarak kullanilmaya baslanmis ve sehirin kalabaligindan kacmak icin harika bir yesil alan. Tepenin en ustunde Prag’in Eiffel kulesi bulunuyor. Orjinali model alinarak yapilmis olan ve gozlem kulesi olarak kullanilan bu yapi belli bir ucret karsiliginda muhtesem bir sehir manzarasi vaadediyor, tabii zevkli ama yorucu bir tirmanis sonucu tepeye ciktiktan sonra hala enerjiniz kalmissa.

Tiyatro binasi
Prag gozunuzun gordugu gormedigi her kosesinde guzel bir suprizi barindiriyor aslinda. Dusunmeden, bilmeden sokaklarinda dolasmak en az planli programli gezmek kadar guzel bu sehri. Uzerinize gelip sizi bogmayan bir tarihin icinde yasar gibi, biraz durarak, cok kosturmadan, zamana yayarak tadini cikartmak gerekiyor. Parklarinda oturarak, cafelerinde bira yudumlayarak, meydanlarinda zaman gecirerek, soyle bir nefes alip nerede oldugunun farkina vararak… iyi geziler

*Prag'in guzelligine dayanamayan fotograf makinem, gezimin henuz ikinci gununde kendisini yere attigi icin objektifim duzelemeyecek sekilde zedelenmis ve fotograflarda (her ne kadar elimden geldigince duzeltmeye calissam da) koselerde gorulen siyahliklara yol acmistir. Ozur dilerim:(

Thursday, July 7, 2011

Dunya'nin Sonu, Ushuaia

Ushuaia'nin genel gorunusu

Arjantin’in başkenti Buenos Aires geceden kalma tango adımlarını güne taşırken başlıyor bizim yolculuğumuz. Bu şehirde geçirdiğimiz bir geceyi ne yolculuktan sayıyorum ne de gördüklerim listemde bir çizik atabilirim üzerine Buenos Aires’in. Şimdilik sadece bir durak; dünyanın sonuna ulaşmak için durduğumuz yerlerden sadece biri. Şehre özgü çarpık yapılaşmaları çözmek istemediğim, karmaşasına hayran kaldığım bir bulmacaya bakar gibi hayranlık ve saskinlik arası bir duygu ile geride bırakıp küçük bir havaalanı görüntüsüne burunmuş karnavala katılıyorum. Ve bizi Ushuaia’ya götürecek olan uçağı beklerken Buenos Aires dulce de leche tadı bırakıyor ağzımda.

Ushuaia



Les Eclaireurs Deniz Feneri
Ushuaia, 1520’de Magellan’in gördüğü ve isimlendirdiği Tierra del Fuego’ bölgesinin yani ateş topraklarının başkenti ve bu şehri tanımlayan tamlama ise “fin del mundo” dünyanın sonu çünkü burası dünyanın en güneyindeki şehir. And Dağlarının eteklerindeki bu küçük şehir, iyi paketlenmiş bir hediye gibi çıkıyor karşımıza ve keskin bir dönüş ile alçalmaya başlıyor uçağımız Sili sınırını aşmadan. Bir surgun yeri olarak gorulmus, kocaman bir hapishaneye evsahipligi yapmis Ushuaia, havanin soğukluğuna rağmen, kuçuk sehirlerin kendine ozgu sicakligiyla karsiliyor bizi.

Yamana'larin bir zamanlar yasadigi bir ada. Sol taraf Sili, Sag Arjantin.
Darwin’in zincirin kayip halkasi olabilcegini düşünerek, kalkıp, incelemek için taa buralara geldiği irkin, Yamana’larin, diyarinda her yer hediyelik eşya satan mağazalarla kaplanmis. Restaurant vitrinlerinde yenmeyi bekleyen, farkli sislere geçirilmiş butun kuzular, cafelerde ülkeye ozgu yaban cilegi marmeladi ile yapilmis kurabiyeler, herkesin- yerli, turist farketmeden- yüzünde bir gülümseme. Dunyanin sonunda yasamanin ya da hic olmazsa ziyaret ediyor olmanin keyfinden sanirim ve bir de dağlardan gelen enerjinin.

Kutup kuslari


Guneslenen bir deniz aslani

Deniz aslanlari ve kutup kuslari
Daglarin eteklerine, denize yakin geçirilen bir gecenin sabahında Ushuaia bizden cok daha once uyanmis olarak hazir bekliyor keşfedilmek için ve biz acele ile ayrılıyoruz otelimizden cunku sadece ogenden öncemiz var yola cikmadan once.Limandaki tur teknelerinden birisini seçerek unlu Beagle Bogazi’nda keşfimize basliyoruz. Kucuk adalarda bir zamanlar yasamis olan Yamana’larin, artik yok olumus yerli halkin, bu soğukta hep ciplak dolastigini ve vücut isilarini deniz aslani yagini uzerlerine sürerek koruduklarini öğreniyoruz. Ve ‘Les Eclaireurs Lighthouse’un aslinda Jules Verne’nin kitabindaki ‘Dunyanin sonundaki fener’ olmadigini. Bu bilgi deniz fenerinin guzelliginden hicbir sey goturmuyor gerci. Kutup kuslarinin eslik ettigi ruzgarda, soguga aldiris etmemeye calisarak tamamliyoruz kisa sureli gezimizi ve bavullarimizi almak uzere otelimize geri donuyoruz. Ushuaia ile vedalasmamiz limana yanasmis olan ve bizi Antarktika’ya goturecek  gemimiz Plancius’u gormemiz ile biraz kolaylasiyor acikcasi. Cunku dunyanin sonuna elveda derken aslinda bilinmeyene de merhaba demis oluyoruz.

Thursday, May 12, 2011

Ayutthaya, Tayland

Tayland’in, o zamanki adi ile Siyam’in, eski baskenti Ayutthaya bu gunku baskent Bangkok’a yaklasik 80 km uzaklikta yer aliyor. 1767 yilinda Burma ordusu tarafindan yikilan ve bir harabe haline getirilen sehir 400 yildan uzun bir sure ulkeye baskentik yapmis. Yedi yillik direnis sonucunda Burmalillar tarindan ele gecirilmis olan sehir baslari kesilen Buddha heykelleri, yarisi ayakta, direnen tapinaklari ve kul rengi gecmisi ile 1990’larda UNESCO’nun dunya miraslari listesine kendisine yer buldu.
Gunesli bir Tayland gununde golgesi az olan bu sehirde gecmis ile yuzlesmek, yuzlerce tapinaktan arta kalanlara selam gondermek, devasa buyuklukte olan ve som altindan yapilmis olan Buddha’nin suretinin eritilip Burma topraklarinda maddiyata donusmeden once durdugu yeri gormek az da olsa yardim ediyor bu gulec yuzlu insanlarin gozlerinde sakli duran huznu anlamaya.

Monday, December 6, 2010

BANGKOK gercek mi?

Dunyanin en uzun ismine(Krung Thep Mahanakhon Amon Rattanakosin Mahinthara Yuthaya Mahadilok Phop Noppharat Ratchathani Burirom Udomratchaniwet Mahasathan Amon Phiman Awatan Sathit Sakkathattiya Witsanukam Prasitsahip olan bu sehir, nasil anlatilir?
Trafik karmasasi
Nehir kenarindaki evler
 Bu kadar farkli renk, bu kadar farkli koku, bu kadar cok karmasa ve ses nasil bir yazida yansitilir? Uzun zamandir dusunuyorum Bangkok izlenimlerimi yazmayi. Bu kadar ertlemem ne soyleyecegimi bilemenin zorlugu sanirim. Sokaklarinda gezip kulturune, farkliligina, kalabaligina hem sasirip hem de 'aslina yasanir burada' diye dusundugum nadir sehirlerden Bangkok. 
Dolandiriciliga karsi uyari olarak hazirlanmis posterler sehrin her yerinde
Uc bes kelime de olsa ogrenmeye calistigim Tay dilinde merhaba dedigimde gulumseyenler ile cesitli yalanlarla sizi soyup sogana cevirmek icin ugrasanlarin, kocaman, aynali gokdelenler ile her yagmur yagdiginda su basan tenekeden evlerin, kadinlara birak dokunmayi, onlarla yan yana olmaktan bile cok hoslanmayan rahipler ile kadin, erkek, yasi kucuk, buyuk demeden insanlari baskalarinin yatagina sokanlarin birbirine karistigi bu sehir, daha once gordugum, bildigim hicbir seye, hicbir yere benzemiyor.
Sokak saticilarindan yemek cesitleri
Her kosebasinda, her cikmaz sokakta, fil heykellerinin hortumunda, arabalarin on tarafinda, renkli sandallarin burnunda hep umut var. Bu sehirde kaybetmeyeceginiz tek sey umut. Minicik sunaklar, kocaman tapinaklar, ciceklerden yapilma kolyeler, celenkler, minik Buda heykelleri, devasa Buda heykelleri hepsi ama hepsi umudu simgeliyor. Insanlar vazgecmiyor ummaktan ve inanmaktan. Ve goruyorum ki bu herzaman o kadar da kolay degil bu sehirde.


Grand Palace
Grand Palace, stupa
susleme detaylari
Wat Po, reclining buda (yatan Buda)
Ilk duragimiz Grand Palace. 18. yy'da ve sonrasinda krallarin yerlesim merkezi olan grand palace simdi kraliyet dugun ve cenazeleri icin kullaniliyor. Saray icinde unlu wat phra kaew'i, emerald buda tapinagini da bulunduruyor. Egsoz bombasi tuk tuklar (uc tekerlekli yolcu motoru) ve onlari her zaman takip eden dolandiricilik hikayeleri yerine yerli halkin tercihi olan ulasim sistemleri (skytrain ve motorlu tekne) ile sehri ikiye ayiran Chao Phraya nehrinin kiyisina yakin olan saraya ulasiyoruz. Butun tapinaklarda oldugu gibi burayi da ziyaret ederken omuzlarin acik olmamasi ve uzerinizdeki etegin ya da sortun cok kisa olmamasi gerektigini hatirlatmak gerek. Grand Palace kesinlikle buyuleyici. Tarih, kultur ve dinin karisimi, aslinda var olmayan bir zenginligin umuda yansimasi olarak karsimda duruyor. En ince el emeginin dunyanin butun renkleri ile dokunmasi karsinda saskinlikla karisik saygi duyuyorum. Sadece grand palace, emerald buda degil, ziyaret ettigim butun tapinaklar, Wat Po'dan Wat Arun'a, ayni duygulari yasatiyor. 
Wat Arun
Tapinaklarin rengi ile sokagin rengi o kadar da farkli degil aslinda. Ilk gunumde supermarkete gidip, ismlerini ogrendigim, daha once hic gormedigim meyveleri satiyor sokak saticilari. Meyvelerin tropik kokusuna yagda kizarmis etlerin kokusu karisiyor, kurutmus kocaman bir cekirgeyi tuzluyor hemen yanimdaki kiz ve buyuk bir istah ile agzina atiyor. Cicek pazarini ararken kaybolup yanlislikla gittigim, 24 saat acik olan yiyecek pazarinda omrumde gordugum en uzun yesil fasulyeler ile tanisiyorum. Bir metre uzunlugundaki bu sebzenin fasulye oldugunu anlamam icin tadina bakmam gerekiyor, gunesin catlattigi yuzelrinde masumiyetle bana gulen Taylandli kadinlarin kahkahalari esliginde. 
Uzuuun yesil fasulyeler
Soi Cowboy geceleri
Soi Cowboy
Turistlerin arasina karisip Patpong'a gidiyorum gece. Her turlu turistik esyanin satildigi bu gece pazarinin isiklarinin golgeleyemedigi fuhus ve elinde restoran menusu gibi bir menu ile onumu kesen yasli adamin kirik dokuk ingizcesinde yuzyuze geliyorum her seyin bir fiyati oldugu gercegi ile bir kez daha. Soi Cowboy'da, fahiselerin, travestilerin ve turislerin cirit attigi bu sokakta, Burma'li kucuk bir kizdan gul aliyorum. Ertesi gun ayni kiz cocugu sacimi oksuyor, benimle meyvesini paylasiyor ve kendi dilinde iltifat ediyor bana, garsonun tercumanligi sayesinde anlayabiliyorum. Biraz otemizde para terle degis tokus ediliyor, ben hamam boceklerine basmamaya calisarak otelime donuyorum, Bangkok'ta gece daha yeni basliyor.